|
Yazıyı Okutun
Getting your Trinity Audio player ready...
|
Çanakkalede 109 bin kişilik orduya komutanlık yapana sıradan Albay diyor
Genelkurmay kayıtları buyrun. Utanmadan 400 yarbaydan biri diyen kindarlar var
Alman bölge komutanı Sandersten sonra emrine en çok asker verilen komutan oldu Kemal paşa savaşta.
Bunuda sôke söke aldı.
8 Ağustos 1915’te, Conkbayırı düşmanın eline geçer.
İstanbul tehlikeye düşmüştür.
Conkbayırı’ndaki durumun sıkıntıya düşmesi karşısında 5. Ordu Komutanı Liman von Sanders adına Kurmay Başkanı Albay Kazım (İnanç), arazide bulunan komtanlara ve en son Atatürk’e telefonda durumu sorar.
Atatürk ten, durum hazin bilgisini alır .
Yapılacak birşey var mı diye sorar Kazım paşa
“bütün mevcut kuvvetlerin, komutam altına verilmesinden başka çare kalmamıştır!” şeklinde yanıtı üzerine Kazım Bey “çok gelmez mi?” der.
Atatürk, “az gelir!” diye karşılık verir.
Telefon kapanır.
Bu açıkça yetki ve sorumluluk istemektir.
Ana karargah durumu görüşür ve başkada bir yol bulamamış olacak ki
15 dakika sonra tekrar aranır Kemal paşa ve bölgede bulunan tüm birlikler emrine verilir. O artık tüm Anafartaların grup komutanıdır.
Böyle hassas bir anda 8 Ağustos akşamı Anafartalar Grubu Komutanlığı’na getirilir.
Atatürk bu görevi neden kabul ettiğini şöyle açıklar:
“Böyle bir mesuliyeti deruhte etmek, basit bir keyfiyet değildir. Fakat ben, vatanım mahvolduktan sonra yaşamamaya karar verdiğim için kemali iftiharla bu mesuliyeti kabul ettim.”
9 Ağustos sabahında askeri yeniden düzenleyip taarruza kaldırarak Birinci Anafartalar Zaferi’ni kazanır.
Atatürk sonraki gün düşmanın Conkbayırı’na taarruz edeceğini hesaplayarak onlardan önce taarruz etmeyi düşünür ama emrindeki komutanlar bu kararı doğru bulmaz ve yeni bir taarruzun çok kayıplara neden olacağını belirtirler.
Atatürk, bu uyarıları önemli bulduğunu, ancak taarruzu gerekli gördüğünü şöyle açıklamıştır:
“Söylenenler gerçekten durumu ve kıtaların halini olduğu gibi tasvir ediyordu. Fakat bu değerlendirmeyi kararımı değiştirecek nitelikte bulmadım. Çünkü ben düşmanı şiddetli ve ani bir baskın ile mağlup edebileceğimize kanaat hâsıl etmiştim. Bunun için çok kuvvetten ziyade, çok dikkatli ve fedakârane bir sevk ve idarenin maksadı temin edeceğine hükmetmiştim.”
10 Ağustos günü, ani baskınla düşmanı uykuda yakalar ve düzeni bozulan düşman geri kaçar.
İşte bu muharebede Atatürk sağ göğsünden bir şarapnel parçası ile yaralanır; fakat cep saati sayesinde kurtulur.
Mustafa Kemal Paşa, bu savaştan sonra artık “Anafartalar kahramanı” olarak tanınmaya başladı.
Karargahının bulunduğu yere KEMALYERİ denmeye başlandı yazişmalarda.
Bu sebepledir ki Anadolu’da milli mücadeleyi başlattığında yadırganmadan liderliği kabul görmüştür.
Bu taarruza dair Fahrettin Altay’ın şu cümleleri Atatürk’ün rolünü görmek istemeyenlere önemli bir yanıttır:
“Mustafa Kemal, 10 Ağustos’ta yalnız İstanbul’un değil, bütün bir memleketin işgalini önlemişti. Artık ümitleri kalmayan İngilizler, iki ay sonra Gelibolu Yarımadasını boşaltıp çekilip gitmeye mecbur kalıyorlardı.”
Atatürk’ün devleti ve milleti kurtardığı bir başka savaş da 21 Ağustos günü yaşanır. Düşman 70 bin kişi ile Anafartalar Ovası’na ani bir taarruz eder.
Bizim kuvvetimiz ise o bölgede o an 18 bindir. Gerideki tümenlerin cepheye yetişmesini beklemesi halinde düşmanın cepheyi yarmasına neden olabileceğini düşünerek inisiyatif alır.
Destek askeri birliklerin gelmesini beklemez ve yine farklı bir tertip alıp savaşır. İkinci Anafartalar Zaferi’ni kazanır.
Peki bu noktaya nasıl gelindi , bu güveni nasıl kazandı ?
Savaşın taa başına gidelim.
İlk Çıkartma başladığında kendisi ihtiyat kuvvetlerinin başında, karargahı Bigalı Köyü Değirmenlik mevkiinde bulunan Atatürk, düşmana taarruz edilmesi gerektiğini düşünür ve Kolordu Komutanı Esat Paşa’dan izin ister;
ancak Kolordu komutanı “ordu komutanına danışalım” diyerek, ordu komutanının olduğu Saros Bölgesi’ne gider. 40 kmlik mesafe gidiş geliş 4-5 saati bulabilecektir.
Haber gelmesini beklemeden inisiyatif kullanarak, 57. Alay ve bir dağ bataryası ile 07:45’te çıkartma bölgesine hareket eder.
Oysaki bu kuvvetler ordunun elindeki tek yedek kuvvettir ve düşman başka bir noktaya daha çıkarma yaparsa düşman üzerine gönderecek kuvvet kalmayacaktır.
Atatürk, bu riskin farkındadır ama düşman da çıkartma yapmıştır. Emirsiz Büyük bir risk alır .
2 saatlik bir yürüyüşten sonra Saat 09:40’da Kocaçimen’e varır. Askerlerini dinlenmeye bırakan Atatürk, düşmanın durumunu anlamak için Conkbayırı’na gider. Arıburnu’ndan karaya çıkan düşman Conkbayırı’na ilerlemektedir. Türk askerinin kaçmakta olduğunu görünce askerin önüne çıkarak şu cümleleri sarfeder:
“— Niçin kaçıyorsunuz? dedim.
— Efendim düşman! dediler.
— Nerede?
— İşte, diye 261 rakımlı tepeyi gösterdiler.
Filhakika düşmanın bir avcı hattı 261 rakımlı tepeye yaklaşmış ve kemal-i serbesti ile (tamamen serbest olarak) ileriye doğru yürüyordu. Şimdi vaziyeti düşünün: Ben kuvvetlerimi bırakmışım, efrat (asker) on dakika istirahat etsin diye… Düşman da bu tepeye gelmiş… Demek ki, düşman bana benim askerlerimden daha yakın! Ve düşman, benim bulunduğum yere gelse kuvvetlerim pek fena vaziyete duçar olacaktı (düşecekti). O zaman artık bunu bilmiyorum, bir muhakeme-i mantıkiye (mantıki durum tartışması) midir, yoksa şevki tabiî (içgüdü) ile midir, bilmiyorum; kaçan efrada:
— Düşmandan kaçılmaz, dedim.
— Cephanemiz kalmadı, dediler.
— Cephaneniz yoksa, süngünüz var, dedim. Bu efrat süngü takıp yere yatınca düşman efradı da yere yattı. Kazandığımız an bu andır.”
“BEN SİZE TAARRUZU EMRETMİYORUM, ÖLMEYİ EMREDİYORUM!”
Kendi birliğinden olmayan bu askerlere komutanlık yaparak süngü taktırır ve yere yatırarak düşmanla çarpıştırır. Yanındaki asker aracılığıyla dinlenmekte olan 57. Alayın yanına gelmesini sağlar. Atatürk verdiği emirde şunu demiştir:
“Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum! Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında yerimize başka kuvvetler ve komutanlar geçebilir!”
Kendiside sipere girer Düşmanı kıyıya sürer. Bu taarruzdaki başarısından dolayı Atatürk Arıburnu Kuvvetler Komutanlığı’na getirilir.
30 Nisan 1915’te Gümüş İmtiyaz Madalyası, daha sonraları da Altın ve Gümüş Liyakat Madalyaları almıştır.
14 Mayıs’ta İngilizler Bombasırtı’nı ele geçirmek için taarruza kalkar. Yine karşılarında o vardır.
Atatürk, Bombasırtı’ndaki savaşı anlatırken Türk askerinin fedakârlığını şöyle belirtir:
“Biz kişisel kahramanlıklarla uğraşmıyoruz. Yalnız size, Bombasırtı olayını anlatmadan geçemeyeceğim. Karşılıklı siperler arasındaki mesafe sekiz, on metre, yani ölüm muhakkak. Birinci siperdekilerin hiçbirisi kurtulamamacasına düşüyor, ikinci siperdekiler onların yerine geliyor, fakat ne kadar imrenilecek bir soğukkanlılık ve tevekkülle biliyor musunuz? Öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini de biliyor ve en ufak bir çekinme bile göstermiyor. Sarsılmak yok.
Atatürk 17 Mayıs’ta Arıburnu Kuvvetleri Komutanlığı’ndan ayrılarak 19. Tümen Komutanlığı’ndaki görevine döner.
23 Mayıs’ta müttefik Alman İmparatoru tarafından kendisine “Demir Haç” nişanı verilir.
1 Haziran 1915’te albaylığa terfi eder.
ATATÜRK’ÜN ÖNGÖRÜSÜ
Atatürk’ün devleti kurtarmada Önemli tarihlerden biri de 7 Ağustos’tur. Kolordu Komutanı Esat Paşa bir gün Atatürk’e düşmanın nereden geleceğini sorduğunda Atatürk, Arıburnu’nu gösterir. Kolordu komutanı ise “Merak etme beyefendi, gelemez!” der.
Oysaki düşman buradan çıkartma yapar. 8 Ağustos 1915’te, Conkbayırı düşmanın eline geçer.
Ve haklı çıkan Mustafa Kemal e son çare tüm bölge birlikleri bağlanır.
Ve kendisi savaşın merkezine girer böylece.

